disliler
Scientific American’ın bir haberine göre
Charles Babbage tarafından 150 yıl önce tasarlanan mekanik aksamlı bilgisayar Difference Engine (Fark Motoru) inşa edildi, Bilgisayar Tarihi Müzesi‘nde sevenlerini bekliyor.

Konudan ve bu bilgisayardan bahseden bir çeviri makalemiz:
Prigogine: Kaos ve Çağdaş Bilimkurgu buradadır.

Etiketler: 

Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Bilişim Dergisi tarafından bu yıl onuncu kez düzenlenen Bilimkurgu Öykü Yarışması için başvurular başladı. Bu yıl ilk kez yazarların belli konularda öykü yazması bekleniyor. Yarışmaya son başvuru tarihi 15 Temmuz 2008.
10. Bilimkurgu Öykü Yarışması’nın konuları şöyle:

- İyi Yönetim, Kötü Yönetim, Sıkı Yönetim, Yönetim: Gelecek zamanlarda ülkemiz ya da dünyamız (galaksimiz, evren, vb) nasıl yönetilecek? Başka yönetim biçimleri, teknolojinin katkısıyla başka seçim yolları bulunabilir mi? Politika ve politikacı toplumsal yaşantı için gerekli mi? Gelecekte kim kimi yönetebilir? Yönetemeyen insanın dramı nasıl olabilir? Yöneticiler “insan” olmak zorunda mı?
- Trafik Karmaşası: Büyük kentlerin trafik karmaşası gelecekte de sürecek mi? Bu soru dilenirse deniz, hava, uzay, düşünce ve zaman gezginleri trafiği vb bağlamda ele alınabilir.
- Çok İşlevli Teknolojik Aletler: Boyutları küçülürken işlevleri artan teknolojik aletler, gelecekte hangi yetkinlik düzeyine ulaşabilir? Bu teknolojik aletlerin insan yaşamına ne tür katkısı olabilir? Yoksa söz konusu olan katkı değil köstek mi? İletişimi, eğlenceyi, öğrenimi, çalışmayı, hatta tedaviyi gerçekleştirebilen çok işlevli bir teknolojik alet aşkla nasıl ilişkilendirilebilir? Kendi küçük, yeteneği büyük bu aletler bizlerden neler alır, bizlere neler verir?

Son başvuru tarihi 15 Temmuz 2008 olan TBD Bilişim Dergisi Bilimkurgu Öykü Yarışması’nın sonuçları 31 Ekim 2008 tarihinde açıklanacak. Herkesin katılabileceği yarışmada birinci gelecek yarışmacıya dizüstü bilgisayar verilecek. Dereceye giren öyküler TBD web sitesinde, Bilişim Dergisi’nde yayınlanacak ve bu öykülerden bazıları bir öykü seçkisinde yer alacak. Yarışmanın seçici kurulu Hikmet Temel Akarsu, Bülent Akkoç, Laurent Mignon, Necdet Kesmez ve Serdar Kuzuloğlu’dan oluşuyor.

Yarışmaya ilişkin ayrıntılı bilgi ve başvuru için: www.tbd.org.tr

Etiketler: 

books.gifYazan: Hikmet Temel Akarsu

Kitabımız “Başka Dünyalar Mümkün”den de bahsedilen aşağıdaki yazının İngilizcesi, Türkiye edebiyatındaki gelişmelerin değerlendirildiği dünya çapında dağıtılan “Turkish Book Review” dergisinde yayımlanmıştır.

Kapağı toplumsal hayhuyun dışına atarak, koca bir yılı kitaplar arasında geçirmeyi başarmış birinin, sözkonusu yıla ait ufak bir retrospektif değerlendirmesi çok görülmemeli. Bu manada yola çıkarak kendime ait en iyileri toparlamaya çalıştım. 2007’de edebiyat dünyamızda ne oldu? Hangi yapıtlar öne çıktı? Önemli yenilikler nelerdi?
İlk başta, açıkça söyleyeyim: 2007 Edebiyat açısından verimsiz bir yıl oldu. Yayınevlerinin bir önceki yıla göre daha az kitap bastığı, basılan kitapların daha çok popüler beğeniye yönelik ve yüksek satış hayallerine dayalı olduğu, has edebiyatçıların ise 2006 Nobel Ödülü’nün yarattığı spekülasyonların gölgesinde hazin bir burukluğa gömülerek susmayı tercih ettiği garip bir sene oldu 2007. Bu garipliklerden hiçbir zaman geri kalmayan Nobel de hepimizin bildiği gibi yepyeni bir tüy daha dikerek, “Kocamış ve günlere doymuş,” bir çatal dilli İngiliz “azize”ye gidiverdi. Artık Nobel’in yaptığı “tuhaflık”lara herkes alıştığı için infial minfial olmadı. Herkes işine baktı. Depolardan Doris Lessing’in tozlu kitapları çıkarıldı, üzerlerine birer bant geçirildi; bir iki vitrin düzenlemesi; hepsi bu. Kanımca Nobel, sıradan bir ölümlü için olması gerekenden çok fazla defa harakiri yaptı. Artık yaraları dikiş tutmuyor.
Türkiye’deki edebiyat ödülleri ise sarsılmaz bir istikrarla yola devam etti. İlkeler derin bir sadakatle uygulandı. İhdas edilen ödüller, yeri geldi verilmedi, yeri geldi “camia dışı şaki”lerden esirgendi, yeri geldi edebiyat iktidarının soğuk yüzü gösterilip toy ediban takımı tedip edildi. İstisnalar yok muydu? Vardı! Ama azınlıktaydı. Tüm bunların neticesinde Türkiye’de ödül müessesesine saygı maygı kalmadı. Ödül konusunda tam bize özgü bir “fars”a ulaşmayı başardık neticeten. Herkes kına yakabilir!
(devamı…)

Etiketler: 

DifferenceEngine3.jpgYazan: David Porush
Çeviren: Uğur Güney

BK yeni bilimsel bilgilerin sonuçlarını ve önemini çoğunlukla bilimden de önce tescil ve tahmin eder. Bilim ve BK arasındaki bu ilişki deterministik kaosun yeni biliminde özellikle şaşırtıcıdır. Karmaşık ve görünüşe göre kaotik sistemlerin nasıl yeni karmaşıklık düzenlerine sıçradıklarını açıklayan bu yeni paradigmanın sadece geleceğin teknolojisi için değil zekanın kozmik rolünün ve ördüğü anlatıların anlayışı için de imâları vardır.
Bu denemede Ilya Prigogine tarafından geliştirildiği şekliyle deterministik kaosun ve öz-örgütlenen sistemlerin yeni paradigmasını özetle tarif edeceğim. Onun BK’da bir tema olarak ortaya çıkışının izini, özellikle A.A. Attanasio, Lewis Shiner, Bruce Sterling ve William Gibson’ın eserlerinde, süreceğim. Yol boyunca Kaos Teorisi’nin, anlatının gücünü ve özellikle BK’yu epistemolojik bir güç olarak nasıl aydınlattığını göstereceğim.

Kaos Teorisinin Gözden Geçirilmesi: Prigogine’in kaos teorisi, onun 20.yy kozmolojisinin üç derin problematik çelişkisini ya da paradoksunu –fiziksel sistemlerde büyümenin entropi kavramıyla yapılan betimlemesine karşı evrim kavramıyla yapılan betimi; zamanın mikroskopik fizikçe resmedilen rolüne karşı maksroskopik biyolojiyle resmedilen rolü; ve biyoloji tarafından resmedilen karmaşıklığı bariz dünya karşısında, fiziğin basitliğe saplanması- uzlaştıran bir matematiksel model bulmasının başarısından doğar.
(devamı…)

Etiketler: 

joanne_russ2.jpgYazan: Joanna Russ
Çeviren: Elif Çopuroğlu

-Bilimkurgu, edebiyat mıdır?
-Evet.
-Öyleyse yerleşik edebiyat ölçütleriyle değerlendirilebilir mi?
-Hayır.

Böylesi bir iddia, yalnızca gerekçe değil, detaylı bir açıklama da gerektirir. Yazılı bilimkurgu, elbette ki, edebiyattır, oysa kendine diğer medyaları (film, tiyatro, hatta belki de resim ve heykel) seçen bilimkurgu kelimeler dünyasına uygulanandan başka ölçütlerle değerlendirilmelidir (1). Bilimkurguya edebiyat olarak ve öncelikle de nesir kurgu olarak odaklanan bu denemenin amacı, eleştirmenlerin geleneksel edebiyat eleştirisini bilimkurguya uygulamaya çalıştıklarında karşılaştıkları sınırlamaların bir kısmına işaret etmek. Özetle, son yıllarda akademinin bilimkurguyla ilgilenmeye başlaması ciddi zorlukları beraberinde getirdi. Akademik eleştirmenlerin bu türe yönelik alışıldık (ve temelsiz) bir hor görüyle kuşatılmaları bir yana, bu eleştirmenlerin ellerindeki araçlar da ne kadar bilenmiş olursa olsun, realist ya da doğalcı olan yirminci yüzyıl kurgusuyla arasındaki yüzeysel benzerliğe karşın edebiyat sanatından temelde çok farklı olan bu yapıt grubuna uygulanabilir değil.
(devamı…)

Etiketler: 

hrant_dink2.jpgRakel Dink:

“Sevgili kardeşlerim
Önce gelin şu lirik yalnızlığımızı paylaşalım. Bırakın anlaşmayı yoklayın yüreklerinizi.
Bir yıl sonra onu yaşamak için yine buradayız. Burada, onun kanını suyla sabunla temizlemeye çalıştıkları kaldırımdayız. Bu kaldırım bu şekilde temizlenebilir mi?
Kardeşlerim
Kanın sesi ancak adaletle susar. Sizler bugün adalet için bugün buradasınız, sessizliğinizde adalet çığlığı yükseliyor.
Katilin eline bayrak verip poster çektirenlere adalet ne yaptı?
Sadece görüntüleri basına verenlere dava açtı. Stadyumlarda hepimiz Ogün’üz diye bağıranlara ne yaptı ülkemin adaleti?
Daha katil yakalanmadan silahın markasına kadar bilen jandarmalara ne yaptı ülkemin adaleti?
Eşime haddini bildirmeye çalışan vali yardımcısına ne yaptı ülkemin adaleti?
Diyorlar ki, “301’den kim hapse girdi?” Ben de diyorum ki, Hrant Dink’i yaşatsalardı da keşke hapse girseydi. Çünkü yaşasaydı, bugün hapiste 3 aydır yatıyor olacaktı.
Bizi acılarla akraba ettiler. Maalesef kardeşlik de bugün cesaret istiyor. Ama asıl yaşamak cesaret ister, umut cesaret ister, adalet cesaret ister kardeşlerim.”

Etiketler: 

baskak1.jpgYazan: Hikmet Temel Akarsu

12 Ekim tarihinde Radikal Kitap ekinde “Başka Dünyalar Mümkün” kitabımız hakkında yazdığı aşağıdaki bu yazı için Hikmet Temel Akarsu’ya teşekkür ederiz.

Davetsiz geldiler ve uğurlamasız gittiler. Ama iz bırakmayı bildiler. Davetsiz Misafir adlı, 2000′li yılların hemen başlarında kültür ortamlarında tebaruz etmiş dergiden söz etmekteyiz. On sayı yayımlanan dergi, okurumuzun derin bir ilgisizliğiyle yüz yüze kaldıysa da bunu uzun yapmadı. Edebiyatta ve sanatta gerçekten öncü olanın, avangard olanın kaderinin böyle olduğunu bilebilecek, iyi yetişmiş gençlerdi onlar. Seçtikleri alan bilimkurgu idi. Bunun böyle olmasını doğal karşıladılar ve dergi kapanmış olmasına rağmen yollarına devam etmesini bildiler. Nasıl mı? Bilimkurgu kavramının şanına yaraşır bir tarzda, davetsizmisafir.org adresinde güncel yazılarını bulabilirsiniz.
Davetsiz Misafir tayfası, kelamı sanal ortamlara yıkarak, böylece topu taca atıp iç huzuruna erecek modellerden oluşmuyor. Malumaliniz Z Kuşağı bunlar. Zero yılından vizyona girmenin böyle bir şanı var. Söz konusu tayfa kuşağının şanına yaraşır bir iş yapmış; son derecede başarılı bir kitap çıkarmış: Başka Dünyalar Mümkün.
Kitabın adına takılıp 90′lı yıllardan itibaren dünya muhalif hareketinin sloganı olmuş bu klişeden yola çıkarak tekdüze siyasi kitaplardan bir tane daha çıktı diye düşünmeyiniz. Başka Dünyalar Mümkün dört dörtlük bir derleme. Bilimkurgu, siberpunk ve siyaset konularına odaklanmış kitap birçok yönden incelemeye, dikkatle okumaya değer, son dercede nitelikli denemelerden mürekkep.
(devamı…)

Etiketler: 

Yazan: Işık Barış Fidaner

spiderman_3_black_costume_trailer.jpgSıradan bir öğrenci yaşantısı olan Peter Parker, nasıl olur da gökdelenlerin damlarında gezen bir “süper-kahraman” olur çıkar? Böyle bir öyküyü beyaz perdede inandırıcı kılmak, herhalde çeşit çeşit, renk renk kostümlü olağanüstü tiplere alışık olan çizgi romanların dünyasında olduğundan daha zordur. Radyoaktif örümcek ısırınca süper güçler kazanılır mı bilinmez; ama gerçek insanlar gördüğümüzde gerçekçi tepkiler bekleriz. İyilerin iyi, kötülerin kötü olmak için sebeplere ihtiyacı vardır. Buna saf iyi ve kötünün olmadığı, bunların zaman zaman birbirine karıştığı ikilemler de eklenirse; ilk bakışta basit görünebilen bir süper-kahraman öyküsünün nasıl zorluklar içerdiği ortaya çıkar.
Bu yazıda, sorduğumuz sorunun rehberliğinde, iki film boyunca olan olayların akışına şöyle bir göz atacağız.

“Fedakarlık”
Peter, zeki ve çalışkan (gözlüklü!) bir öğrencidir. Ben amcası ve May halası ile yaşamaktadır. Pek sosyal olduğu söylenemez, okulda fazla arkadaşı yoktur, altı yaşından beri kapı komşusu ve aynı zamanda okul arkadaşı olan Mary Jane’e olan ilgisini açmaya çekinmektedir.
(devamı…)

Etiketler: 

Hali hazırda internette sürmekte olan üç önemli imza kampanyasi var.

Kampanyalardan birincisi küresel ısınma amblem01.giftehdidine karşı uluslararası ekolojik düzenlemeleri öngören ve dolayısıyla ağır sanayii ve aşırı enerji tüketimine karşı birtakım kısıtlamalar getiren Kyoto Protokolü’nü bugüne kadar imzalamamış olan Türkiye’yi anlaşmayı imzalamaya davet eden bir bildiriyi imzaya açıyor. Destek vermek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
http://www.kyotoyuimzala.com/

İkinci kampanya “İfşaya Çağrı” başlığını taşıyor ve aşağıdaki şu cümlelerle, hepimizi Hrant Dink cinayetinin gerçek faili olan gündelik hayatlarımıza yayılmış mikro-faşizmi ifşa etmeye çağırıyor:hrant dink cenaze
“Biz, aşağıda imzası bulunan Türkiyeli vicdan sahipleri, 23 Ocak’ta Hrant Dink’in cansız bedeninin arkasında yürüyen kalabalığın saygılı sessizliğinin, ortak bir iradeye dönüşmesini istiyoruz. Irkçılığı milliyetçilik adı altında meşrulaştıranların, bu korkunç cinayetin işlenmesinde sorumluluk sahibi olduğunu biliyor, bu söylemi ifşa etmenin böyle bir sivil iradenin gereği olduğuna inanıyoruz.”
http://www.hrant-ve-biz.org/

Üçüncü kampanya Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yıllardır sürmekte olan kanlı çatışmalara bir son vermek için hepimizi “Sivil Çözüm”e çağırıyor. anti-militarizmSilahların ve şiddetin hiçbir sorunu çözmediği gibi acıları daha da onarılmaz hale getirdiğine dikkat çekilen bildiride, çatışma ortamının tamamen sona ermesi için, eylemde, fikirde ve yüreklerde silahların bütünüyle susması gerekiyor, deniliyor.
“Tek bir terörist kalmayıncaya kadar” diye başlayan militarist asayiş politikası, kanı durdurmuyor, kinci söylemi besliyor ve bölge üzerinde hesapları olan güçlere bağımlılığı arttırıyor. Oysa sorun bizim sorunumuz, hepimizin çabalarıyla ancak bu topraklarda çözülebilir. Öncelikle, devlet kurumlarından, çatışmaları ve ölümü değil, yaşamı siyasetin merkezine alan bir açılım talep ediyoruz. Çözümün sorumluluğunu, siyasi irade üstlenmelidir.
Imza vermek için: http://www.sivilcozum.org

Etiketler: 

poster_vendetta_print.jpg V For Vendetta, gerçekliğin parametrelerinin hayal gücünü değil, tam tersi, fikirlerin materyali belirlediğine inananlar için anlatılan bir masalDevlet örgütlenmesi, koloni halinde yaşam sürmenin olası tek organizasyon biçimi değil elbette. Ama kuşaklar boyu hayatımızın kontrolünü başkalarına devretme alışkanlığı bürokrasinin varlığını tabiileştirdi. Fakat devlet ve bürokrasinin bunca yaygınlığına rağmen, yaşanırken çamur ve kil yığınından ibaret olan tarihin, tarihçilerin maharetli ellerinde dönüştürüldüğü haşmetli yapısının çatlaklarından sızan, değişik organizasyon olasılıklarına dair kimi fikirler de günümüze kadar geldi.

Olası bir toplumsal birlikteliği sağlamak için bireylerin hümanizm, üstün ahlâk anlayışı vb. ‘evrensel’ değerlerle dolmasına gerek yok: Paranoyanın yokluğu yeterli. Fakat ‘öteki’nden berikinden, benzerinden, yalnızlıktan vs. duyulacak korkunun pompalanmasıyla ‘denize düşen yılana sarılır’ ilkesi tetikleniyor. Devlete bu muhtaç oluşu rasyonelleştirmek için muhtelif mekanizmalar (kendi iradesini kullanma yanılsaması: Demokrasi; adalet yanılsaması: Hukuk; güvenlik yanılsaması: Ordu, polis) sürekli işliyor.
(devamı…)

Etiketler: 

jean-baudrillard-1.jpgBugüne değin dergimizde yazılarına ve görüşlerine sıklıkla yer verdiğimiz dünyaca ünlü yazar ve düşünür Jean Baudrillard 6 Mart 2007 günü Paris’teki evinde 77 yaşında hayata gözlerini yumdu. Baudrillard 2004 yılında İstanbul’a da gelmiş ve Bilgi Üniversitesinde bir konuşma yapmıştı. Konuşması öğrenciler, akademisyenler, yazarlar ve gazetecilerden oluşan oldukça kalabalık bir grup tarafından ilgiyle takip edilmişti. İki bölümden oluşan etkinliğin ilk bölümünde Baudrillard yaklaşık 45 dakika boyunca “Olay’a İlişkin ve Sanal” (l’Evénementiel et le Virtuel) başlıklı yazılı metnini okumuş; bunun ardından da yaklaşık bir saat boyunca kendisini dinleyenlerin ve davetsiz misafir’den bizlerin sorularını cevaplandırmıştı. Bugün, Baudrillard’ın anısına, onun 30 Nisan 2004′te İstanbul’da yaptığı konuşma ve söyleşinin metnini aşağıda yeniden yayınlıyoruz.

Olay’a İlişkin ve Sanal

* Kafanızda iki imge canlandırın. Bunlardan biri: İkiz Kulelerin önünde bir yerlerdeki sıralardan birinde, dizleri üzerindeki evrak çantasına yapışmış vaziyette oturan, bronzdan bir heykel ya da şu Pompei harabelerinde bulunan kavrulmuş insan bedenlerinin birini andıran ve çökmüş kulelerden yağan toz toprağın altında kalmış teknotratın görüntüsü olsun. Bu teknotrat görüntüsü sanki öngörülemeyen bir felakete uğrayan dünya çapındaki bir gücün dokunaklı bir sureti, bir tür bu olaya imzasını basan bir görüntüdür.
Diğer imgeyse şöyledir: İkiz kulelerden birindeki atölyesinde bir sanatçı, kulelerin önündeki meydana dikilmek üzere, bedeni oklarla delinmiş bir Aziz Sebastien heykelinin modern versiyonunu andıran bir yapıt üzerine çalışmaktadır. Model olarak kendi bedenini almış olup bu bedenin içinden uçaklar geçmektedir. 11 Eylül sabahı kuledeki atölyesinde bu heykel üzerinde çalışmakta olan sanatçının öngördüğü olay gerçekleşerek kendi ölümüne yol açmıştır. Gerçek bir olaya dönüşen düş ürünü bir sanat eseri için bundan daha kusursuz bir kutsama töreni düşünülemezdi.
Burada, şimşek hızıyla olup bitmiş, tarihin sonu denilen tek düzeliği bir anda aşıp geçmiş olan tek bir olayla ilgili iki alegoriden söz edilebilir. Hiçbir şeyin gelip kendisini rahatsız edemeyeceği bir dünya düzeni ya da olmayan-olaya mahkum edilmiş bizlerin içinde bulunduğu duruma son verebilmiş tek olay 11 Eylül.
(devamı…)

Etiketler: 

Yazan: Suna Ertuğrul

Soru şu aslında: İnsan, kendisini de içine katmadan armağan verebilir mi? Bir şeyi kelimeler olmadan bilinir kılmak mümkün mü? Suskunluk da bir konuşma…
Helene Cixous, Limonades tout etait si infini

Derrida Misafirperverlik Üstüne adlı kitabında misafirperverliğin iki ayrı ‘yasa’sından söz ediyor: mutlak misafirperverliğin yasası; yabancıyı kayıtsız şartsız kabul etmeyi, buyur etmeyi, içeri almayı emreden yasa ile bu gelişin ve karşılaşmanın şartlarını belirleyen, karşılıklı hak ve hukukları düzenleyen misafirperverlik yasaları (örf ve adetler, töreler, yasal düzenlemeler). Diğer bir deyişle her tür karşılıklılık ve alışveriş düzeninin dışında kalan mutlak gelişin/karşılaşmanın yasası ile, bir karşılıklılık/denklik yapısı içinde karşılaşmayı örgütleyen, bir ‘ekonomi’yi yerleştiren kanunlar/kurallar. Birbiriyle kökten farklı ama birini diğerinden ayrı düşünemeyeceğimiz iki yasa. Misafirperverlik ne yalnızca yabancının kayıtsız şartsız kabul edilmesi ne de karşılıklı olarak belli kuralların uygulandığı bir karşılaşma durumudur diyor Derrida. Misafirperverlik bu iki ayrı, birbirinden mutlak olarak farklı yasanın iç içe geçtiği, birbirini hem gereksinip hem de bozduğu (saptırdığı, sapkınlaştırdığı) iki ayrı düzlemin bir arada ve aynı anda düşünülmesini gerektirir. Yasallığı açan ‘mutlak yasa’ ile yasallık/meşruluk arasındaki ilişkiyi düşünmemiz gerekir burada, ve yasallığı açan mutlak yasa aslında yasadışıdır (kanunsuz/anomos) diye devam ediyor Derrida. Misafirperverlik: yabancıyı buyur etme, içeri alma, kabul etme, davet etme, yabancıya yeri/yurdu açma, işte bu iki yasanın paradoksal ilişkisi içinde yer alır.
(devamı…)

Etiketler: 

Durak ufukta göründüğünde, yanında bir otobüs duruyordu. Adımlarımı sıklaştırıp hızlandım ama tam durağa vardığımda otobüs keskin patinaj sesleri eşliğinde ve berisinde lastik izleri bırakarak kalkıverdi ve ben arkasından bakakaldım. Boş durakta, nasıl olsa gelecek olan yenisini beklemeye başladım. Zevkli geçen bir günden sonra okuldan eve dönecektim: Müzik odasındaki piyanonun akort edilişini seyretmiş, kaosla ilgili bir seminere katılmış ve bol integralli bir fizik dersine girmiştim. Şu otobüs yolculukları biraz daha kısa sürselerdi, neredeyse isteyeceğim başka hiç bir şey kalmayacaktı, ama işte onlar da hayatımın tuzu biberiydi…
Durağa birkaç kişi daha geldi. Kısa vadede istekleri aynı olan birkaç insan… (Tabii bu ülkü birliği, insanlar otobüsten indikten sonra görece bozulacak.) Sanki her gün gördüğü yer değilmiş gibi etrafına bakınanlar, gözlerini bir noktaya dikip dalanlar, diğerlerini gözleyen ama bakışları çakıştığında etrafa bakıyormuş gibi yapıp gözlerini kaçıranlar. Ne düşünüyorlar acaba?
(devamı…)

Etiketler: 

Next Page »