Cum 2 Oca 2009
Çerçevesiz Sanat Dergisi’nin 2. Sayısında Yayımlanmıştır
Bir kelime düşüyor zihnime. Söylenenlere değil, söylenmeyenlere dair… Ya da asıl söylenmek istenene… Zira reklâmlardan, türkülerden, romanlardan; yazılmış, çizilmiş ve söylenmiş her şeye dair zihnimin süzgeci hep aynı şekilde çalışıyor. Kimliğimin yok sayılmasını temel alan ve bunu pek güzel kılıflayan tüketim ürünlerine rastlayışımda hep aynı şey düşüyor dilime. Ben bir kadın olarak özneyim; kendi kelimelerim var, kendi öykülerim, kendi düşlerim. Tıpkı başka kadınlar gibi… Farklıyım. Ama Eşitim. Bedenim benim, başım benim, emeğim benim, hayatım benim.
Hep aynı şeyi söylüyorum yenik bitişlerinde günümün, bir gün yenilmemeyi umut ediyorum bitirdiğim gün artıklarında. Yorulmuyorum anlatmaktan, yorgunluk bir anlam yaratma çabası içindeyken gereksiz bir ayrıntı… Umutsuzluk olmuyor mu hiç? Hem de nasıl! Bir yanım anlam karmaşası ile boğuşurken umut yitirilmeye bile gerek duymuyor zira. Ama içime dönüyorum o zaman işte ben, sonda yitirdiğim anlam için en başa dönüyorum.
İnsan ne kadar inkâr edebilir ki varlığını!
Bu hayata kadın olarak bakmak, diyorum. Bir zamanlar çocuk olarak baktığım ve bunun zorluğunu içimde hissettiğim bu hayata kadın olarak bakmak… Ve anlatmak, diyorum. Aslında yaptığım içimden geçenleri “dillendirmek”, dilin sınırları içinde de olsa söylemek kendi kelimelerimi. Bir kadın olarak saklı konuşmalarımı, fısıldamaları yüksek sesle haykırmak. Tek derdim var sanki yalnız olmadığını bilmek!
(devamı…)
Birikim Dergisi’nin Haziran-Temmuz 2008 Sayısında Yayımlanmıştır