cocuk_kariyerÇerçevesiz Sanat Dergisi’nin 2. Sayısında Yayımlanmıştır

Bir kelime düşüyor zihnime. Söylenenlere değil, söylenmeyenlere dair… Ya da asıl söylenmek istenene… Zira reklâmlardan, türkülerden, romanlardan; yazılmış, çizilmiş ve söylenmiş her şeye dair zihnimin süzgeci hep aynı şekilde çalışıyor. Kimliğimin yok sayılmasını temel alan ve bunu pek güzel kılıflayan tüketim ürünlerine rastlayışımda hep aynı şey düşüyor dilime. Ben bir kadın olarak özneyim; kendi kelimelerim var, kendi öykülerim, kendi düşlerim. Tıpkı başka kadınlar gibi… Farklıyım. Ama Eşitim. Bedenim benim, başım benim, emeğim benim, hayatım benim.

Hep aynı şeyi söylüyorum yenik bitişlerinde günümün, bir gün yenilmemeyi umut ediyorum bitirdiğim gün artıklarında. Yorulmuyorum anlatmaktan, yorgunluk bir anlam yaratma çabası içindeyken gereksiz bir ayrıntı… Umutsuzluk olmuyor mu hiç? Hem de nasıl! Bir yanım anlam karmaşası ile boğuşurken umut yitirilmeye bile gerek duymuyor zira. Ama içime dönüyorum o zaman işte ben, sonda yitirdiğim anlam için en başa dönüyorum.

İnsan ne kadar inkâr edebilir ki varlığını!

Bu hayata kadın olarak bakmak, diyorum. Bir zamanlar çocuk olarak baktığım ve bunun zorluğunu içimde hissettiğim bu hayata kadın olarak bakmak… Ve anlatmak, diyorum. Aslında yaptığım içimden geçenleri “dillendirmek”, dilin sınırları içinde de olsa söylemek kendi kelimelerimi. Bir kadın olarak saklı konuşmalarımı, fısıldamaları yüksek sesle haykırmak. Tek derdim var sanki yalnız olmadığını bilmek!
(devamı…)

feminism3.pngBirikim Dergisi’nin Haziran-Temmuz 2008 Sayısında Yayımlanmıştır

Şubat ayında TİSK’in yaptığı araştırmaya göre 15–29 yaş grubu kızların yaklaşık yüzde 60’ı, 25–29 yaş grubundakilerin ise yüzde 66’sı hem eğitim, hem de istihdamın dışında kalıyor. Bu araştırma basında “kızların üçte ikisi ‘ev kızı’” cümlesiyle yer aldı (1). Bu yazı ise kalan %34lük dilimin yani “ev kızı” olmayan, ücretli iş yaşamında yer alan kadınların yaşadığı problemler üzerinde durmayı amaçlamaktadır. Zira bu araştırmanın sunuş şekli cinsiyete dayalı iş bölümünü yaratmış olan özel/kamusal alan ayrımını pekiştirmekte, kadının “kurtuluşunu” hane dışına yani kamusal alana çıkarak ücretli iş yaşamında yerini almasında görmektedir. Bu bağlamda “ezilmişlik söylemini” yeniden üretmekte, ücretli iş yaşamında kadınların yaşadığı ayrımcılık hikâyelerinin üstünü örtmekte ve hem özel, hem de kamusal alanın toptan dönüşüm geçirmesi gerektiği gerçeğini göz ardı etmemize neden olmaktadır.
Bu yazı “ev içi emeğin” görünür olmamasından kaynaklanan algıyı, ev kızı/kadınlığı ayrımının manasızlığını ve kadının öznelliğini yitirişinin en baştan evde başladığını tartışma dışı bırakacaktır. Ancak kadına dair her türlü söylemin “ezilmişlik” üzerinden kuruluşunun kadın kimliğini “kurtarılmaya muhtaç” insanlar olmak üzere dondurduğunu ve bu araştırma bazında “ev kızlarının” evde yani özel alanda kalışlarının üretime katılmadıkları şeklinde gösterilmesinin ev içi emeklerini gözden kaçırmamıza neden olduğunu özel bir vurguyla belirtmek gerekmektedir.
(devamı…)